Ana Sayfa
  Amacımız
  Basında Biz
  Ziyaretçi Defteri
  Fotoğraf Galerisi
  Güzel Sözler
  Şiirler
  Hatıralar
  İletişim

   Basında Biz


Sayfa Başı
Sayı 63
SAĞLIKLI YAŞAM
Mevlüt DADAŞOĞLU
(Emekli Meniyet Müdürü)

İnsanoğlunun en hassas konusudur sağlıklı yaşamak. Bir de mutlu yaşamak. Bunlardan ötürü, büyüklerimiz öteden beri derler ki, “İşin başı can sağlığı ve gönül hoşluğudur.”

 Victor Hugo diyor ki, “insanlar sağlıklarının kıymetini gençliklerinde asla bilmezler. Para kazanmak için hiç tereddüt etmeden sağlıklarını harcarlar ve para da kazanırlar. Ancak bu arada sağlıklarını maalesef kaybederler. Daha sonra sağlıklarını yeniden kazanabilmek için o kazandıkları parayı harcarlar ama mümkün değil aradıkları sağlıklarına bir daha asla kavuşamazlar.”

İçinde yaşadığımız şartlara göre insanlar çeşitli şekillerde sağlıklı yaşamanın yollarını aramaktadır.

Kimileri çeşitli adlarda kurulan sağlık salonlarına gider, kimileri yürüyüş yapar, kimileri durmadan diyet yapar,vs. vs.

Ancak bazı çok bilmişler de, halı saha dediğimiz yerlerde futbol oynayıp ter atmayı yeğlerler. Bilemezler ki, sağlığın en büyük düşmanıdır gidip halı sahada top koşturmak. Zira, antrenmansız vücut yorucu bir spora bağlandığında, vücutta serbest radikaller binlerce çoğalır ve ani ölümlere sebep olurlar. Ben bu yazımda serbest radikallerden uzun uzun bahsetmeyeceğim. Dileyenler bir doktordan tavsilatlı bir şekilde öğrenebilirler.

İşte bundan dolayıdır ki, Avrupa’da insanlar öyle halı sahada falan koşmazlar sadece ve sadece yürürler. Sürekli yürüyüş yapan insanlarda kesinlikle kalp krizi geçirme tehlikesi olmaz, genelde uyurken ölürler. Zaten köpek beslemelerinin başlıca sebebi de hayvan sevgisinin ötesinde, sabahları köpekleri gezdirirken kendilerinin de yürümeleri içindir.

Şimdi denilebilir ki, yazı yazıp ahkam kesmek kolay da, bu hercümerçli yaşam içerisinde nerede ve nasıl yürüyeceksin de sağlıklı kalacaksın?

Ben sizlere öylesine bir öneride bulunacağım ki, ömrünüz oldukça unutmayacak, dostunuza ahbabınıza, çoluk çocuğunuza da tavsiye edecek, asla benim önerimden kopmayacak ve ömür boyu sağlık ve afiyetle, mutluluk içerisinde yaşayacaksınız.

Önce size yaşadığım bir öyküyü anlatacağım, sonra öyküdeki olayın bende yaptığı olumlu neticeden bahsedeceğim ve bilahare de asla zor olmayan tavsiyemi yapacağım.

Yıl 1982 Ankara’dan İstanbul’a otobüsle gidiyorum. Yanımda da, yaşlıca bir bey seyahat etmektedir. Yol ilerledikçe konuştuk tanıştık. İsmi Mustafa MAŞLAK, Ankara, İstanbul ve Türkiye’nin birçok ilinde üretilen çeşitli amaçlı Maşlak marka makinelerinin sahibiymiş.

Gün görmüş, deneyimli, hoş sohbet bir amca. Yolda çok şeyler anlattı, derken öğlen yemek molası için Varan Tesislerine girildi, indik ve birlikte lokantaya gittik.

Lokanta da ben çok hafif yemek yedim, bizim Mustafa amca, etlisinden tatlısına hiç çekinmeden yemekler yedi. Tahminen yaşı da 75 filandı.

Dedim ki, Mustafa Amca anlaşılan evde sana yemek vermiyorlar, sen de fırsatını buldun ve malı götürdün.

Güldü ve Mevlüt Bey oğlum, otobüste anlatırım dedi ve gelip yerlerimize oturduk, Mustafa Amca anlatmaya başladı.

Dedi ki, evladım bundan 30 sene önce yani 1950’li yıllarda, ben Hollanda’da baypas ameliyatı oldum. O zamanlarda Türkiye’mizde henüz bu tür teknoloji gelişmemişti. Şimdiki ülkemizin ünlü kalp cerrahları da orda staj görüyorlardı. Benim taburcu olacağım günlerde Hollandalı doktorlar topluca yanıma geldiler, geçmiş olsun dileklerinin akabinde de bana hitaben, tercüman aracılığıyla, Mustafa Efendi, bundan sonraki yaşantısında, sağlıklı, dinç, canının çektiğini yiyebilen sağlıklı bir insan olarak mı yaşamak istersin, yoksa, (Adam… ben kalp ameliyatlı bir insanım, artık bundan böyle bastona yaslanır yaşarım mı dersin?)

Dedim ki, siz benim yerimde olsanız, hangisini tercih ederseniz, ben de aynısını tercih ederim.

Dediler ki, tamam, anlaştık bizler tavsiyelerimizi sana yazılı olarak vereceğiz, tavsiyelerimizden kopmadığın sürece mutlu ve sağlıklı bir şekilde yaşayacaksın.

Bana yazdıkları kağıdı hala saklarım. Tavsiyelerinde şu öğütler yer almaktaydı.

Birincisi ve en önemlisi, bizim sana yaptığımız tavsiyeleri kesinlikle gidip Türk doktorlarına danışmayacaksın. İkinci olarak, 6 ay bu verdiğimiz ilaçları kullanacak ondan sonra keseceksin. 6 aydan sonra, evde halının üzerinde ellerini beline koyacak, ayağının birisini saymak koşuluyla 50 kez koşu yapacaksın. Bir hafta sonra bu sayıyı 60 yapacaksın, her hafta onar artırmak suretiyle koşuyu 200 yapacaksın. Artık ondan sonra her sabah ibadet gibi bu 200 koşuyu mutlaka yapacaksın, hiç ama hiçbir gün terk etmeyeceksin, bir de asla sigara içmeyeceksin. Hiç kalp ameliyatı olmamış gibi dilediğini yiyip içeceksin ve sağlıklı afiyetle yaşayacaksın.

İşte olay bu. Her sabah asla aksatmadan 200 koşumu yaparım, dilediğimi yerim ve zevk ü sefa ile yaşarım.

Hay ağzına sağlık Mustafa Amca dedim. İstanbul’a vardık ve ayrıldık. Öldü ise nurlar içerisinde yatsın, duruyorsa, sağlık ve afiyetle yaşamasını dilerim.

Ayrıldıktan sonra kendimce düşündüm. Ben neden koşmuyorum ki, aşağı yukarı 25 yıldır aynı koşuyu her sabah yaparım, 68 yaşındayım, tansiyon dışında hiçbir sorunum yoktur, o da sinirselmiş.

Sizlere de tavsiyem bu koşuya hemen başlayın. Yalnız lütfen 50 koşu ile başlayın, herkese de tavsiye edebilirsiniz. Kalkar kalkmaz bu 200 koşuyu yaparsanız, hayatta sağlık yönünden bir probleminiz olmaz kanaatindeyim.

Sağlık ve mutluluk içerisinde yaşamanız dileklerimle sevgi ve saygılar sunuyorum.
Sayfa Başı
Sayı 36
TRAFİK ÇIKMAZI
Mevlüt DADAŞOĞLU
(Emekli Meniyet Müdürü)

Trafik sorununun çözümsüzlüğünde sürücünün, yayanın, vatandaşın bin türlü hatalarının yanında, acaba Devlet Babamız da hatalar yapıyor mu? Açıklamaya çalışalım.

Önce şu trafikte yazılan para cezalarındaki adaletsizliğe değinmek gerekir.

Ancak, peşinen belirteyim ki, mevcut hükümetin bunlarda bir kusuru yoktur. Bu uygulamaların yasalarını yapan geçmiş hükümetler sorumludur. Elverir ve de ümit edilir ki, mevcut hükümetimiz bu hatalarda ısrar etme kusuruna düşmesin ve ülkemizi bu trafik belasından kurtarsın.

Polisler niçin çok ceza yazarlar, sadist midirler yoksa mecburen mi yazıyorlar?

Yazılan peşin paralarda son derece zalimane davranılmakta, polisle sürücüler gırtlak gırtlağa adeta bir menfaat savaşı vermektedirler.

Eskiden ceza yazması gereken ekiplere ve devriyelere ceza makbuzu verilir, bu makbuzlarda bittiği zaman ilgili yere teslim edilir ve yeni makbuz alınırdı. Memurların gün içerisinde ne kadar ceza yazdıkları kontrol edilmez, memurun vicdanına ve inisiyatifine bırakılırdı. Memurlar da sadece gerçek suçluya ceza tatbik ederdi. Kimse de bu durumdan kolay kolay şikayetçi olmazdı.

Zaman geçti, devran döndü, geçmişteki hükümetlerimiz, tahmini bütçeye koydukları trafik para cezalarını had safhada artırmakla kalmayıp, bu paraların da aynen tahsil edilmesinin emrini verdiler.

Akşamları her ekipten telsizle icraat istediler. Ekipleri de yazdıkları peşin paranın çokluğu ile taltif ettiler. Ekiplerde diğerlerinden geri kalmamak, azar işitmemek, ne olacağı önceden tahmin edilen tecziyelere ve tayinlere muhatap olmamak için, sürücünün gözünün yaşına bakmadan astronomik cezalar yazma mecburiyetinde kaldılar.

Halen bu uygulama aynen devam ettirilmekte, vatandaş canından bezdirilmekte, polislerle vatandaşlar adeta sinir savaşı yaşamaktadırlar.

Yetkililere diyorum ki, Allah Rızası içinbu bütçeye konulan hayali geliri tutturma pahasına bu uygulamadan vazgeçip, ekipleri ceza yazmada yarıştırmasınlar. Polisi kendi inisiyatifine bıraksınlar ve sadece gerçek suçluya ceza yazılması suretiyle de vatandaşlarımızı bu zulümden, bu eza ve haksız cefadan kurtarsınlar. Yazıktır ve çok günahtır.

Vatandaşı yolmada bununla da kalınmadı. Kalktılar Fahri Trafik Müfettişliği diye bir belayı başımıza musallat ettiler. Bu müfettişlerin bir çoğunu tenzih ederim. Lakin öylesine ne idüyü belirsiz dost ve ahbaplara paye verildi ki, Allah hepimizi bunların keyfi şerlerinden korusun.

Ne iş görür bu muhteremler? Sadece devlete avantadan gelir temin etmek için ceza yazarlar, bol bol da caka satarlar. Allah Rızası için trafik konusuna on paralık bir faydaları yoktur.

Bir an önce bu müessese lağvedilmeli. İlle de benzeri bir hizmete ihtiyaç duyulursa sadece Emekli Emniyet Müdürleri görevlendirilmelidirler.

Sonra sokağa gündüz park edilmiş araçlara sıra gözetmeksizin ceza yazmayı bir maharet saydılar. Öyle ya, ham dolsunbütün cadde ve sokaklarımız park edilemez ve de durulamaz levhalarıyla donatılmış. Peki koca şehirde bir adet park edilir levhası var mı? Yok. Hey gidi canını sevdiğim, milleti trafik konusunda yönettiğini zannedenler, hiç düşünmez misiniz ki bu levhaların altında park etmekte, ilgililer de bir av yakalamanın sevinciyle isterlerse behemahal cezatatbik etmekte, isterlerse de aracı çekip bir parka bağlamaktadırlar. Türkiye bir nazi kampımıdır Allah Aşkına. Vatandaşa bunca eza ve cefayı layık görenler bırakın AB’ye girmeyi, tahayyül bile edememekten yoksun olsalar gerekir.

Bunca işkencenin, vatandaşı yolmanın ötesinde trafiğe ne gibi faydası var bilemiyorum.

Ya yollara kurulan radarlara ne demeli? Bundan iyi tuzak mı olur? Güya millet radar korkusu ile 90 km. süratı aşmayacak ve şimdilerde olduğu gibi güllük gülistanlık olacak. Bırakın efendiler, bırakın da vatandaş dünya standartları olan 130 km kadar gidebilsin. Sayın ve muhterem yöneticiler siz zaten bu süratle gitmiyorsunuz? Bırakın da vatandaşınızda sizin gibi gitsin. Yoksa onlar köleleriniz mi?

Siz asıl yürüyen trafik içerisinde bu sürati aşanlarla, en can alıcı nokta olan hatalı sollayanları, bilhassa ve bilhassa şehir içerisinde ve de şehirler arasında konvoyu ihlal edenleri tespit edip, onu adeta anasından doğduğuna pişman edin.

Nasıl mı yapacaksınız? Gayet kolay. Bir defa şehirler arasında kontrol yapan araçlar ve içerisindeki görevliler sivil olacak, benzin kısıtlaması olmayacak ve yürüyen trafik içerisindeki hatalar tespit edilip, yukarıda sıraladığımız suçları işleyenler yakalanıp tabiri caizse işte onlara kan kusturulacak ki, onlar başkalarına kan kusturmasınlar.

Trafikteki düzelmeyi işte o zaman görün.

Bu kadar sivil ekip ve memur bulunamayabilir. Üniversitelerle işbirliği yapılıp gönüllü gençlere kurs vermekle de, hatta özel aracıyla seyahat eden vatandaşlardan da yararlanmak suretiyle fevkalade çok etkin bir hizmet sunulabilir.

Bir de çok önemliden de öte, yapılan mükerrer suçlar asla takip edilememektedir.

İşte bu sebeplerledir ki, minibüsçü, taksici, kamyoncu vs. bütün sürücüler denetimde tutuluyorlar.

Çok basit bir önlemle bunların önüne geçileceği gibi, trafikte de bir anda gözle görülür düzelmeler olacaktır.

Araç ruhsatları aynı pasaportlar gibi çok yapraklı olmalı. Araçtan kaynaklanan kusura ilk etapta ceza yazılmayıp, ruhsata işlenmelidir. Hatta sürücünün hatası da işlenmelidir. Her kontrolde ruhsata bakılacağından, ne ayarsız far kalır, ne de bir noksanlık söz konusu olur.

Bir sürücü diyelim ki affedilmez bir hata yaptı. Hem cezasını yaz, hem de ruhsatına işle. Bir daha benzeri hata yaptı mı o zaman da ona göre işlem uygula.

Bu ruhsat değişikliğinden sonra görülecektir ki, sorunların çok büyük bölümü çorap söküğü gibi birer birer çözülecektir.

Netice olarak, çok yazma keyfiyetinden, Fahri Trafik Müfettişliği Müessesesinden, keyfi araç çekmelerden, araçtan kaynaklanan kusura ceza yazmalardan, radar kuma aldatmacasından biran önce vazgeçilmeli, çok yapraklı ruhsatlar ihdas edip, bütün kusurlar, noksanlıklar ve hatalar bu ruhsatlara yazılmalıdır.

Belediyeler de artık park yapılmaz ve durulmaz levhalarını biran önce söküp, yerine, park yapılır levhalarını dikmelidirler.

Şehir içerisinde korna çalınmasının, bilhassa uzun huzmeli farların yakılmasının, ayarsız ve fazladan takılmış farların önüne geçilmelidir. İhlal edenlerin ruhsatlarına işlenmeli, tekerrüründe de çok caydırıcı uygulamalar yapılmalıdır.

Hem zaten bir konu ruhsata işlendi mi, her kontrolde de bakılacağı için, vatandaş ruhsatına işlenen konuya bilaistisna özen göstermek mecburiyetinde kalacaktır.

Ümit ederim ki, bir ilgili okur da, bizler de karınca kararınca kaderince faydalı olmuş oluyoruz.
Sayfa Başı

YETİMLER VAKFI

MUHTEREMLER, KURMUŞ OLDUĞUM BU VAKIF, GEREK OLTU DA Kİ ŞU AN MEVCUT 307 YETİM EVLADIMIZA,GEREKSE ÜLKEMİZİN ÇEŞİTLİ BELDELERİNDEKİ YETİM VE MUHTAÇ ÇOCUKLARA İMKANLARIM ÖLÇÜSÜNDE YARDIM ETMEKTİR. ÖMRÜM OLDUKÇA, AMA AZ,AMA ÇOK BU YARDIMLARI SÜRDÜRMEK AZMİNDEYİM.


Duyurular

GÖNÜL İSTER Kİ, İNSANLIKTAN NASİPLENMİŞ HAYIR VE HASANET SAHİPLERİ DE YARDIMCI OLSUNLAR DA YETİMLERİ KISMEN DE OLSA MUTLU EDEBİLELİM. AMA ŞU VAR Kİ, HAYIR İŞLEMEYİ CENABI MEVLA SADECE SEVDİĞİ KULLARINA NASİP KILMIŞ. SEVGİ VE SAYGILARIMI ARZEDİYORUM

 
Tasarım:ALFA
DADAŞOĞLU Yetimlere Yardım Vakfı
Yeni mesaj:8  Toplam:11